En Büyük Felaket !

   ” Türkiye’de bütün çevre felaketlerinden daha büyük bir felaket yaşanıyor…

     Çevre duyarlılığı bireyin önce kendini fark edecek beyinsel aşamaya ulaştıktan sonra kazanacağı bir yetenek…
     Oysa Türk toplumu uzunca bir süredir aşamanın anlamını her konuda yitirmiş durumda…


     Son on yıllarda büyüttüğümüz soyağacında elimizi attığımız her dalda cehalet, özensizlik, tepkisizlik ve teslimiyet var… “

………………………..

” Çevreciler, ne bu insanın zevklerine uygun davul zurnalı eylemlerle, ne de akademik takılmalarla Türkiye’de hiçbir yere varamazlar…

     Tabii, toplu bilinç yaratılmaksızın, birkaç termik santralın yapımını, birkaç parkın yıkımını durdurmayı başarı sayıyorlarsa, o zaman başka…
     Sokağa tükürebilen, burnunu atabilen, işeyebilen adama ozondaki deliği ve sonuçlarını anlatmanın bir yolu -şimdilik- yok …
     Farkında olduğu veya daha kötüsü farkında olmadığı, kendi felaketi içindeki adamı torunlarının yaşayacağı çevre felaketi ne kadar ilgilendirir?..
     Yaşamın zenginliğini, güzelliğini kendi hayatında yakalayamamış bir insan, türleri yok olan canlılara ne kadar üzülür?.. ” *
                                                 (Işık ve Sevgiyle/Delirium)

   
     Son dönemdeki siyasi gelişmelerin ve yönetimdekilerin kendi pencerelerinden bakışlarının etkili olduğunu kabul etmekle beraber, asıl “büyük” sorunun esas “büyük” kitlenin bilinç boyutu ile alakalı olduğu ortadadır. Hem de uzun dönemdir bu “bilinçsizlik bilinci” hakimdir insanımızda. İlhan İrem’ in alıntı yaptığım makalesinden de bu sürecin ta o zamanlardan – belki daha da uzun bir zamandan bu yana- günümüze uzandığı görülmektedir(Delirium-1994).

     Aslında herşeyi sadece yönetimsel hatalar, otorite boşluğu ya da topyekün halkın ilgisizliği, tepkisizliği olarak isimlendirmeye alışmışız yıllardır. Suçu tümüyle bir tarafa yüklemek, sorumluluğu öbür taraftan almaz, yükü kaldırmaz. Bir bakıma “suçlu seçmek” bir işe yaramaz. Önce “böyle gelmiş, böyle gider” çoğunluğunu yaratmış olan bu toplum yine inanç ve umut aşılayarak birbirine, farklı bir bilinç boyutundan bakmadıkça çevreye, canlılara  o asıl büyük adımlar hiçbir zaman atılamaz kanımca.

    Türk toplumu yaşadığı o “kör kuyudan” çıkabildiği vakit, etrafında birşeylerin değiştiğini de hissedecek ilk olarak, sonrasında da değişimi yaşayacak. İstemesi yeter. İsteyip bunu eyleme dökmesi, yüreğiyle, ruhuyla. Doğanın bizim değil bizim doğanın bir parçası olduğumuz farkındalığında hareket etmeye başladığı o an ! O ilk saniyeden başlayacak hücrelerinde hissetmeye.

Ya da bir ikinci senaryo: O son agaç* kesildiğinde paranın yenmediğini anlayacak !

  Vakit geldi de geçiyor bile…

    * ” Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız.” Kızılderili Atasözü       

        * Makalenin tamamı için : http://www.iirem.com/kitaplar/d15.html                                                                                           

                                                                                     Alper ARIN


Alper Arın tarafından eklenmiş son yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir