<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğanın Melek Tozları &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://doganin.melektozlari.com/kategori/makaleler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://doganin.melektozlari.com</link>
	<description>Yaşadığı yeryüzüne saygılı İlhan İrem dinleyicileri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 12:47:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Tohum Aşkına&#8230;</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/tohum-askina</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/tohum-askina#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Feb 2011 09:59:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[Tohum]]></category>
		<category><![CDATA[Tohum Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=902</guid>
		<description><![CDATA[Tohum Aşkına&#8230; Tohum işi çok ciddi. İnsanlık için yaşamsal önem taşıyor. Küresel şirketler dünya tohum pazarını yönetiyor. Biliyorlar ki, yakın bir gelecekte “Gıdayı elinde tutan dünyayı da yönetecek”! Bazı bilim insanlarına göre, toplumları besleyen tarımsal ürünler, yarın en güçlü, en &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/tohum-askina">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://doganin.melektozlari.com/wp-content/uploads/tohum.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-903" title="tohum" src="http://doganin.melektozlari.com/wp-content/uploads/tohum.jpg" alt="" width="231" height="219" /></a></p>
<p>Tohum Aşkına&#8230;</p>
<p>Tohum işi çok ciddi.</p>
<p>İnsanlık için yaşamsal önem taşıyor.</p>
<p>Küresel şirketler dünya tohum pazarını yönetiyor.</p>
<p>Biliyorlar ki, yakın bir gelecekte “Gıdayı elinde tutan dünyayı da yönetecek”!</p>
<p><span id="more-902"></span></p>
<p>Bazı bilim insanlarına göre, toplumları besleyen tarımsal ürünler, yarın en güçlü, en büyük silah olarak kullanılacak.</p>
<p>Genleri değiştirilmiş tarım ürünleriyle belli toplumların, ulusların, ülkelerin, doğurganlığından tutun da yaşam süreleri bile planlanacak.</p>
<p>İşin şakası yok, insanlık direnmezse, karşı koymazsa bugünün bilim kurgu senaryoları, yarın gerçek olacak.</p>
<p>Bu alanda amansız bir kapışma sürüyor.</p>
<p>Küresel şirketler adım adım ilerliyor.</p>
<p>Çok dikkat çekici gelişmeler söz konusu.</p>
<p>Bakar mısınız, dünyadaki tohum pazarını elde tutan ilk on şirketten beşi, aynı zamanda ilaç sektöründe de lider.</p>
<p>Bu bir rastlantı olabilir mi?</p>
<p>Tarımsal ürünü genleriyle oynayarak piyasaya sürenler de, zararlılardan korumak ilaç üretenler de aynı şirketler.</p>
<p>Yetmedi, genetiği değişmiş ve kimyasala bulanmış ürünlerden kanser olanlara tedavi amaçlı ilaç satanlar da onlar.</p>
<p>Bir kuzudan kaç post çıkarıyor bunlar?</p>
<p>Baksanıza AKP eliyle yaşama geçirilen yasaya.</p>
<p>Köylünün, üreticinin yerli tohum satması yasak.</p>
<p>Evet, köylü elindeki tohumu satamıyor artık bunların çıkardıkları yasayla.</p>
<p>Yabancı büyük tohum şirketlerinin egemenliği pekiştiriliyor.</p>
<p>Sonuçta Türkiye, sebze tohumunun yüzde 70’ini ithal ediyor.</p>
<p>Türk halkının paraları, küresel şirketlerin kasasına gidiyor.</p>
<p>Eni boyu düzgün, renkleri canlı standart sebzeler yiyoruz ama ne tat var ne tuz. Daha da önemlisi sağlığımız tehlikede&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Tabii bu arada küresel sömürüye başkaldırı da var.</p>
<p>CHP, Tohum Yasası’nı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, sertifikasyon, tohumluk üretimi ve ticaretine yön verme, piyasa denetimi gibi yetkilerinin Türkiye Tohumcular Birliği’ne ya da şirketlere devrine karşı çıktı.</p>
<p>Beş yıl aradan sonra geçen ay karar veren mahkeme, ne yazık ki yasanın özünü korudu&#8230;</p>
<p>Öte yandan adım adım bir uyanış&#8230; Gerek GDO’lu ürünlere gerekse yabancı tohum tekellerine karşı küçük de olsa direnişler başladı.</p>
<p>Bu alanda da öncü bölge, Ege.</p>
<p>Geçen hafta sonu Seferihisar’da bir araya gelen yerel yönetimler, bilim insanları ve üreticiler bayrak açtılar.</p>
<p>“Madem satış yasaklandı, biz de parasız pulsuz tohum takası yaparız” dediler.</p>
<p>Yerli tohumları yok etmeye çalışan çokuluslu şirketlere ve onların yerli işbirlikçilerine “dur” diyeceklerini haykırdılar.</p>
<p>Üstelik bunu, yüzlerce yurttaşın katıldığı, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in öncülüğünde Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa ve Mordoğan Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın desteklediği şenliğe çevirdiler.</p>
<p>Tohum şirketlerinin şenliği engelleme çabaları, baskıları yetmedi.</p>
<p>Kınalı bamyadan çeşme kavununa, pembe domatesten Ödemiş patatesine kadar tohumlar takas edildi.</p>
<p>Düzenlenen panelde Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Yard. Doç. Dr. Cenk Durmuşkahya tohumdaki küresel tezgâhı anlattı.</p>
<p>Üreticinin, halkın ve köylünün yanında yer alan bilim insanları güven verdi.</p>
<p>Prof. Özkaya, takas etkinliklerinin Anadolu’nun dört bir yanına yayılmasını önerdi.</p>
<p>Üreticiler, tohumlarını canları gibi koruyacaklarını söyledi.</p>
<p>Torbalı’nın ardından Seferihisar’da gerçekleştirilen tohum takas şenliği, umut verdi.</p>
<p>Halka, üreticiye, köylüye, çevreye, biyoçeşitliliğe zararlı bu gidişe sessiz kalmamalı&#8230;</p>
<p>Serdar Kızık / Cumhuriyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/tohum-askina/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allianoi Ağıtı</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/allianoi-agiti</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/allianoi-agiti#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Sep 2010 15:17:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allianoi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Tarihi kapatıyorlar. Üstüne beton döktüler, sonra da suyu salıverecekler. Betonun ve suyun altında kalan tarih, dayanabildiği kadar dayanacak, sonra terk edecek zamanı. Onu görmek, gezmek, ondan öğrenmek, hiç değilse yıllar sonra yeniden bulup çıkarmak imkânı yok artık. Çok yakın zamanlara &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/allianoi-agiti">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihi kapatıyorlar. Üstüne beton döktüler, sonra da suyu salıverecekler.</p>
<p>Betonun ve suyun altında kalan tarih, dayanabildiği kadar dayanacak, sonra terk edecek zamanı. Onu görmek, gezmek, ondan öğrenmek, hiç değilse yıllar sonra yeniden bulup çıkarmak imkânı yok artık.</p>
<p><span id="more-858"></span></p>
<p>Çok yakın zamanlara kadar, insan elinde büyük, yıkıcı, öldürücü teknolojiler birikmediği, insanın mahareti bu kadar artmadığı için kendi kendine eskirdi tarih. Katmanlar halinde uygarlıklar üst üste yığılırdı ve biz de usulca kazarak, fırçalarımızla okşayarak, geçmişimizi merak eder, geçmişten kalan izleri gün ışığına çıkartırdık. Geçmişi öğrendikçe gelecek karanlıktan kurtulurdu.</p>
<p>Çünkü tarih, biliyoruz ki, helezonlar çizerek, zaman ve uzam içinde yayılan, kendini tekrarın imkânsızlığı içinde inkâr ederek sürekli yenileyen bir harekettir.</p>
<p>***</p>
<p>Biz de işte şimdi, “ne var ki bu taş yığınında” diyen, yalnızca yaşadıkları zamanı zaman sayanlarla hesaplaşmanın imkânsızlığını ve güdüklüğünü yaşayıp gidiyoruz.</p>
<p>Zaman hırsızlarıdır onlar, tarih yıkıcıları.</p>
<p>Kendilerini, yaşadıkları anın boşluğu kadar var edebiliyorlar. Yaşadıkları anın çıkarlarından başka söz edebilecekleri bir tek kelimeleri bile yoktur onların. Yoksul bir dil, birkaç yüz banknot, limiti yüksek bir kredi kartıdır onlar için hayat. Ölüp gidecekler de ne anı, ne zamanı, ne geçmişi, ne geleceği bilecekler.</p>
<p>Geçmişi, uydurulmuş kahramanlık hikâyeleri sanıyorlar.</p>
<p>Geleceği, Hollywood’da planlanan bir bilim kurgu olarak öğrendiler.</p>
<p>Bu nedenle de tarihin gerçek hikâyelerini, insanın büyük masalını, efsanelerin gizlendiği surları, sütunları, insanoğlunun kendini hep bir üst boyutta büyüterek yücelterek tekrar eden aşkını anlamaları imkânsız.</p>
<p>***</p>
<p>Zamanın ta kendisi olan hareketin yasalarını yenebilirler mi?</p>
<p>Yenemezler, ama şimdi o hareketin en etkin varlığı insanı iğdiş etmenin, eylemsiz kılmanın yollarını öğrendiler. Tekerlerine taş koyanlara ise öyle kızıyorlar ki, hayatı zamanı birlikte yok edebilecek nükleer silahlara, santrallara karşı çıkanlara öyle diş biliyorlar ki, ellerinden gelse bir kaşık suda boğarlar onları.</p>
<p>Tarihe karşı kızgınlıklarının nedeni de budur. Tarih iyice ortaya çıkartılırsa, onu yapanın insanlar olduğu bilinirse; taşların, surların, sütunların içinde kıvrılarak kendini yeniden var eden inkârın hikâyesi öğrenilirse, yaşadıkları zamanın dar çıkarlarına mahkûm kötülük ortaya çıkar diye telaşlanıyorlar.<br />
Bunun için hesap sormayı yasaklayan yasalar çıkartıyorlar.</p>
<p>Bunun için denetlenemez olmak istiyorlar.</p>
<p>Biz zamanın içinde geriye doğru gittikçe nice tiranın, şahın, padişahın, kralın, kraliçenin, papanın, Hitler’in ve sonrakilerin geçip gittiklerini görürüz diye çabuk çabuk beton döküyorlar tarihin üstüne.</p>
<p>Tarihi küçümsemelerinin nedeni budur.</p>
<p>***</p>
<p>Yine de zaman onların zamanı. Bu kez de yitirdik savaşı.</p>
<p>Allianoi’yi kurtaramadık.</p>
<p>Başka kurtarılacak yerler, zamanın değirmeninde ayakta kalmayı başarmış, narin küreklerimiz, zarif fırçalarımızla gün yüzüne çıkartılmayı bekleyen gelecekler vardır.</p>
<p>Belki beton dökülmeden önce gördüklerimizi anlatan hikâyelerle, şiirlerle zorbalara direnmenin, az çok bir şeyler kurtarmanın yolunu bulabiliriz.</p>
<p>Belki de tarih hep zorbalarla savaşan, yenildikçe kendini büyüten, olgunlaşan, “hayır” demeyi bilen, yenildikçe güçlenen insanın hikâyesidir.</p>
<p>Güzeldir o hikâye.</p>
<p>Sizler hikâyenin kendini yok eden zalimlerisiniz.</p>
<p>Biz de işte o hikâyenin mazlum kahramanları.</p>
<p>Güray Öz / Cumhuriyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/allianoi-agiti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Ve Referandum</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/cevre-ve-referandum</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/cevre-ve-referandum#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 16:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çed]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=841</guid>
		<description><![CDATA[Çevre ve Referandum&#8230; Ülkenin dört bir yanında çevreyi, doğayı, doğal yaşamı korumaya yönelik mücadele yürütülüyor. Farklı görüşler, siyasal anlayışlardaki kişiler, kuruluşlar, dernekler, örgütler ve gruplar yağmaya, talana, soyguna, sömürüye karşı direniyor. HES’lere, çokuluslu maden şirketlerine, altın lobilerine, nükleer ve termik &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/cevre-ve-referandum">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre ve Referandum&#8230;</p>
<p>Ülkenin dört bir yanında çevreyi, doğayı, doğal yaşamı korumaya yönelik mücadele yürütülüyor.</p>
<p>Farklı görüşler, siyasal anlayışlardaki kişiler, kuruluşlar, dernekler, örgütler ve gruplar yağmaya, talana, soyguna, sömürüye karşı direniyor.</p>
<p>HES’lere, çokuluslu maden şirketlerine, altın lobilerine, nükleer ve termik santrallara, tarihi ve kültürel değerleri yok edenlere, kısacası tüm kirleticilere karşı eylemler her geçen gün yükseliyor&#8230;</p>
<p>Çevre direnişinin önemli ayaklarından birisi de hukuk mücadelesi.</p>
<p><span id="more-841"></span></p>
<p>İktidarın uygulamalarına karşı açılan birçok davada yargı, çevrecileri, korumacıları, ekolojistleri haklı buldu. Daha geçen hafta Rize İdare Mahkemesi, İkizdere Vadisi’nde yapılması planlanan Dereköy Regülatörü ve Demirkapı Hidroelektrik Santralı projesi için verilen “ÇED olumlu” kararını iptal etti&#8230; Gelelim güncel konumuz referanduma ve sonucunda çevre, doğa koruma davalarını etkileyecek yanına.</p>
<p>Belirtmekte yarar var, çevre mücadelesi, politik bir alanı kapsar. Bu alana giren her kişi ve kuruluş siyaset yapıyor demektir. Her çevreci, doğayı, çevreyi sömürenlerin, yağma edenlerin kim olduğunu, kimliklerini bilmelidir. Doğru bir çevre mücadelesi, antiemperyalist olmaktan, vahşi kapitalizme, liberal söyleme karşı çıkmaktan geçer. Bu nedenle sömürü düzeni ve işbirlikçilerinin yanında yer alarak, onların değirmenine su taşıyarak çevre mücadelesi ve doğa korumacılığı yapılamaz.</p>
<p>Referandumda bazı çevreciler “evet” diyeceklerini söylüyor. Çevre mücadelesinin “evet ya da hayır”dan bağımsız yürüyeceğini savunuyor.</p>
<p>Yanılıyorlar.</p>
<p>Eski İzmir Baro Başkanı ve çevre mücadelesinin öncü isimlerinden Noyan Özkan, bu düşüncede olanları uyarıyor, “Başınızı kuma gömmeyin” diyor.</p>
<p>Çünkü, anayasa paketiyle getirilen yargısal düzenlemeler, kamu yararına açılacak birçok davayı olduğu gibi, çevre davalarını da etkileyecek.</p>
<p>Öte yandan iktidar baskısıyla karşı karşıya kalacak yargının nasıl bağımsız olacağı ayrı bir sorun değil mi? Bakar mısınız, anayasanın 125. maddesinin 4. fıkrasında bir değişikliğe gidiliyor.</p>
<p>“Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” hükmüne “Hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” cümlesi ekleniyor.</p>
<p>Böylece bundan önceki dönemlerde idari yargı organlarının, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yaptığı vurgulanıyor.</p>
<p>Evetçiler bu değişikliğin çevre mücadelesini etkilemeyeceğini öne sürüyor.</p>
<p>Peki, o zaman soralım:</p>
<p>“Öyleyse bu değişiklik neden yapılıyor, hangi amacı taşıyor?”</p>
<p>***</p>
<p>Şimdi, çevre mücadelesine omuz vermeye çalışan, sömürüye karşı çıkan, 12 Eylül mağduru bir yurttaş olarak “hayır” diyeceğim! Oyumun gerekçeleri arasında paketin, AKP’nin hazırladığı bir dayatma olduğunu saymayacağım.</p>
<p>Dünyanın neresinde böyle birbirinden ayrı konuların yan yana getirilip, referanduma gidildiğini de sormayacağım.</p>
<p>Ne yapacağım?</p>
<p>Değişikliği hazırlayanların bir dizi hak ihlali, hukuksuzluk yaparken, ülkeyi korku imparatorluğuna dönüştürmüşken, “daha demokratik bir anayasa” söylemini kullanmasındaki çelişkiye dikkat çekmekle yetineceğim.</p>
<p>İçindeki üçü hariç diğer maddelerin yasayla düzenlenebileceğini de anımsatmakla kalacağım.</p>
<p>Eski İzmir Baro Başkanı ve çevre mücadelesinin öncü isimlerinden Noyan Özkan, bu düşüncede olanları uyarıyor, “Başınızı kuma gömmeyin” diyor.</p>
<p>Çünkü, anayasa paketiyle getirilen yargısal düzenlemeler, kamu yararına açılacak birçok davayı olduğu gibi, çevre davalarını da etkileyecek.</p>
<p>Öte yandan iktidar baskısıyla karşı karşıya kalacak yargının nasıl bağımsız olacağı ayrı bir sorun değil mi? Bakar mısınız, anayasanın 125. maddesinin 4. fıkrasında bir değişikliğe gidiliyor.</p>
<p>“Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” hükmüne “Hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” cümlesi ekleniyor.</p>
<p>Böylece bundan önceki dönemlerde idari yargı organlarının, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yaptığı vurgulanıyor.</p>
<p>Evetçiler bu değişikliğin çevre mücadelesini etkilemeyeceğini öne sürüyor.</p>
<p>Peki, o zaman soralım:</p>
<p>“Öyleyse bu değişiklik neden yapılıyor, hangi amacı taşıyor?”</p>
<p>***</p>
<p>Şimdi, çevre mücadelesine omuz vermeye çalışan, sömürüye karşı çıkan, 12 Eylül mağduru bir yurttaş olarak “hayır” diyeceğim! Oyumun gerekçeleri arasında paketin, AKP’nin hazırladığı bir dayatma olduğunu saymayacağım.</p>
<p>Dünyanın neresinde böyle birbirinden ayrı konuların yan yana getirilip, referanduma gidildiğini de sormayacağım.</p>
<p>Ne yapacağım?</p>
<p>Değişikliği hazırlayanların bir dizi hak ihlali, hukuksuzluk yaparken, ülkeyi korku imparatorluğuna dönüştürmüşken, “daha demokratik bir anayasa” söylemini kullanmasındaki çelişkiye dikkat çekmekle yetineceğim.</p>
<p>İçindeki üçü hariç diğer maddelerin yasayla düzenlenebileceğini de anımsatmakla kalacağım.</p>
<p>Peki, o zaman?</p>
<p>Öz olarak pakete, “AKP’nin yargıyı bütünsel olarak ele geçirme, Yüce Divan’dan kurtulma niyetinin belgesidir” deyip, şu ana gerekçeyi vurgulamakla yetineceğim:</p>
<p>Anayasa değişikliği paketini getirenlerle 12 Eylül darbesini yapanlar, ortak bir iradenin ürünüdür.</p>
<p>Arkalarındaki güç, emperyalizmdir, küresel sömürü düzenidir.</p>
<p>12 Eylül, askeri bir faşist darbedir. Eğer geçerse referandum sivil bir darbe, örtülü faşizm olacaktır.</p>
<p>Serdar Kızık (24.8.2010)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/cevre-ve-referandum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kirli Savaş ve Doğa</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/kirli-savas-ve-doga</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/kirli-savas-ve-doga#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 21:06:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Kaz Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Kozak]]></category>
		<category><![CDATA[Kozak Yaylası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=831</guid>
		<description><![CDATA[Bir yürek vuruşu gibi suların, yitip giden yaşamların, bunca acıların ve hüzünlerin adını koymaya çalıştık hep. Yumuşak ve adsız mevsimleri ararken biz hep gece nöbetlerini düşündük. Hakkâri’de dün sabaha karşı 11 şehit verdik. 15 askerimiz de yaralandı. Ülkeyi yönetenler “demokratik &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/kirli-savas-ve-doga">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yürek vuruşu gibi suların, yitip giden yaşamların, bunca acıların ve hüzünlerin adını koymaya çalıştık hep.<br />
Yumuşak ve adsız mevsimleri ararken biz hep gece nöbetlerini düşündük.<br />
Hakkâri’de dün sabaha karşı 11 şehit verdik. 15 askerimiz de yaralandı.<br />
Ülkeyi yönetenler “demokratik açılım” diye diye eli kanlı terör örgütünün bölgede cirit atmasına neden olmadılar mı?<br />
Analar, babalar, kardeşler, sevgililer&#8230; Yüreğinde insan ve yaşam sevinci olanlar&#8230;<br />
Artık “dur” diyelim bu kirli savaşa.<br />
Hayallerimiz yıkıldı&#8230; Çocuklarımız öldü&#8230;<br />
Bir türlü anlatamadık PKK’nin ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu&#8230; Demokratik, kültürel, sosyal haklar peşinde olmadığını&#8230;<br />
Hiç duydunuz mu Kürt kökenli siyasetçilerin, “sağlıklı çevrede yaşam hakkı” dediğini?<br />
Kirpikleri tutuşmuş çocukların, kuşların, rüzgârın hışırtısında eğilen dalların şarkılarını dinlerken içimizden vurulduk.<br />
Bilinmeyen bir kentin kapısına gelip durduk kendi sevinçlerimizi ve umutlarımızı çoğaltırken, acılarla karşı karşıya kaldık.</p>
<p><span id="more-831"></span><br />
***<br />
Sisler içinde uyandık&#8230; Mor dağların resmini çizdik&#8230; Kapıların açılmasını beklerken&#8230;<br />
Kestane çiçekleri açmıştı gençlik yıllarımızda.<br />
Yaşamın çekiciliğinin kalmadığı günleri hiç düşünmüyorduk.<br />
Taşra kasabalarının o büyük yalnızlığını gördük, büyük kentlerde kaybolup gittik.<br />
İşkenceleri, hapislik yıllarını yaşadık.<br />
Düşünce ve sözcük arasında sıkışıp kaldık.<br />
Çiçeğini geriye isteyen toprak&#8230;<br />
Poyraz, fırtına, bora&#8230;<br />
Bizi biz yapan sözcüklerdi bunlar.<br />
Ellerimizin yumuşaklığı örtmüştü gözlerimizi&#8230; Işıltılı göğün bizdik yorgun savaşçıları&#8230;<br />
Göklerin yığınını ellerimizle taşırken biz kurduk barış köprülerini, biz suladık ağaçları, çiçekleri, bitkileri.<br />
Doğayı katledenleri biz teşhir ettik her yerde&#8230;<br />
Bizdik şiir okuyan gecenin ayazında:<br />
“Karanlıklarımın sevinçle kapladığı ince güzelliğindeyim yüzünün&#8230; Bana sessizliğini veren çığlığın ne güzel!”<br />
***<br />
Sessizliğini veren çığlık Bergama Kozak Yaylası’nda, kesilen çamfıstığı ağaçlarının rüzgârda çıkardığı sese benziyor bir haziran sabahında.<br />
Masmavi bir deniz aşağılarda.<br />
Tarihin ve kültürün binlerce yıllık izlerini ararken biçimi olan ve olmayan her şey adına bir çığlık yankılanıyor Kozak Yaylası’ndan:<br />
“Kurtarın bizi!”<br />
Bir sitede o çığlığı, boynu bükük çamfıstığı ağaçlarının fotoğraflarına bakınca içimizde duyduğumuz inanılmaz acıyı bir kez daha hissediyoruz doğaseverler olarak.<br />
Daha uzaklara gitmek değil amacımız&#8230; Kendi doğduğumuz topraklarda, barış içinde insanca yaşamak, zehir solumamak.<br />
Taşlarla, yağmurlarla, ateşlerle yanan bir günün pırıltılı sabahlarını görmek, yoksulluğu alın yazısı saymamak.<br />
Yakılıyor ormanlar&#8230; Sincaplar, kaplumbağalar, kuşlar ölüyor&#8230;<br />
Bitki örtüsü yok oluyor&#8230;<br />
Soruyorum size Kanadalı, Amerikalı “çokuluslu altın avcıları” ve onların taşeronları, bu coğrafyayı yok etmek için mi geldiniz buralara?<br />
Ve siz kendinizi solcu, sosyalist, devrimci, yurtsever, Atatürkçü olarak gören sanatçılar, ne işiniz var onların sponsor olarak destek verdikleri şenliklerde?<br />
Kışladağı’nda, İzmir Efemçukuru’nda, Edremit Körfezi’nde devrimci şarkılar söylenmez, ağıt yakılır!<br />
***<br />
İsveçli şair Gunnar Ekelöf, yaşamın hiçbir çekici yönü kalmadığını anlatırken şöyle der:<br />
“Yaşamın hiçbir çekici yönü kalmadığı gün<br />
İçimizde özsuyun ve asidin yükselişinin durduğu gün<br />
Durgun bir yaşantıya vardığım gün<br />
Kısacası, kendi kendime benzemeye başladığımdaki gün,<br />
- Bırakın beni gideyim.”<br />
Üç gün önce Cunda Adası’nda “Taş Kahve”de otururken denizden gelen esintiyle o bilindik düşlerimi çoğaltıyordum.<br />
ABD’li politikacı, Oscar ödüllü belgesel film (küresel ısınmayı anlatan ‘Uygunsuz Gerçek’ filmi) yapımcısı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore’un öyküsü geldi aklıma.<br />
1993-2001 yılları arasında ABD Başkan Yardımcısı olan Al Gore, 2007 yılında Şili Film Festivali’ne “çokuluslu altın avcıları” sponsor olduğu için katılmayı kabul etmedi.<br />
Ne zaman ki altın şirketi sponsorluktan çekildi, o zaman çağrıya “evet” deyip Şili’ye gitti.<br />
Doğaya böyle sahip çıkılır&#8230;<br />
***<br />
Yurtsever sanatçı dik duruş sergiler, tıpkı onurlu bilim insanları, düzgün siyasetçiler ve gerçek aydınlar, gazeteciler gibi!<br />
Havamızı, sularımızı, doğamızı.. göllerimizi, denizlerimizi, ırmaklarımızı, ovalarımızı kirletenlere neden böyle ödün veriyoruz, neden?..<br />
İda Dağı (Kaz Dağları), Kaçkarlar, Madra Dağları, Turgutlu Çaldağı, Tunceli’de Munzur Vadisi&#8230;<br />
En önemlisi hukuk devletimiz kirleniyor&#8230;<br />
Gecenin sesi soluğu gibiyim&#8230; Ay denize düşüyor Cunda Adası’nda&#8230;<br />
Gözlerimi yumup düşlerimle baş başa kalıyorum&#8230;<br />
Hakkâri’de 11 şehit&#8230;<br />
Ve annelerin, babaların çığlıkları:<br />
“Durdurun bu akan kanı, duyun çığlığımızı!”<br />
***<br />
Bu pazar canınızı sıkacağım&#8230; Aşağıdaki siteye girip Kozak Yaylası’ndaki katliamın fotoğraflarını görebilirsiniz&#8230;<br />
<a href="http://www.agaclar.net/forum/showthread.php?t=19706">http://www.agaclar.net/forum/showthread.php?t=19706</a><br />
 <br />
<a href="mailto:hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr">hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr</a> Faks numaramız: 0212 343 72 69</p>
<p>Hikmet ÇETİNKAYA (20.06.2010 &#8211; Politika Günlüğü)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/kirli-savas-ve-doga/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi ve Direniş</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/seker-fabrikalarinin-ozellestirmesi-ve-direnis</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/seker-fabrikalarinin-ozellestirmesi-ve-direnis#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 11:02:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[4-C]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[GDO' lu besinler]]></category>
		<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker Fabrikaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[         Şimdi sıra şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde. Hazırlıklar ilerliyor. Özgür Müftüoğlu’nun da yazdığı gibi yönetimin “2010 yılı için 4-C kadrosunda istihdam etmeyi planladığı işçi sayısı 36 bin 215’tir. Halen 4-C kadrosunda çalışan 19 bin 436 işçinin yüzde 91.5’inin, özelleştirilen işyerlerinden bu &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/seker-fabrikalarinin-ozellestirmesi-ve-direnis">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>         Şimdi sıra şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde. Hazırlıklar ilerliyor. Özgür Müftüoğlu’nun da yazdığı gibi yönetimin “2010 yılı için 4-C kadrosunda istihdam etmeyi planladığı işçi sayısı 36 bin 215’tir. Halen 4-C kadrosunda çalışan 19 bin 436 işçinin yüzde 91.5’inin, özelleştirilen işyerlerinden bu kadroya geçirilen işçiler olduğu düşünüldüğünde, yeni 4-C’li olacakların da çok önemli bir bölümünün özelleştirilecek işletmelerde halen kadrolu çalışanlar olacağı söylenebilir. 2010 yılı özelleştirme programının başında, enerji kuruluşları ve şeker fabrikaları gelmektedir. Kısacası şeker fabrikası işçileri önce 4-C’ye konulacak. Bu şekilde “merak etmeyin, işsiz kalmayacaksınız” denilecek. Asgari ücretten çok da fazla olmayan ücretlerini bir süre (belki bir yıl veya daha fazla) alacaklar. Sonra da “işyerleriniz kapandı, hadi bakalım sokağa” denilecek.  Bunu sağlamak için önce fabrikalar gruplar haline getirilecek. Hepsi birden özelleştirilmeyecek. O zaman o kadar işçi ile kim başa çıkabilir. Olay zamana yayılacak.</p>
<p><span id="more-684"></span>          Kamuoyunun desteğinin Tekel olayında olduğu gibi işçilerin arkasında olmaması için tüketicilere “Japonya’dan sonra en pahalı şekeri yiyorsunuz” dendi. Ancak şeker-İş Sendikası uluslar arası bir araştırma kuruluşunun çalışmasından yararlanarak bunun doğru olmadığını ortaya koydu. Büyük şeker üreticisi Almanya ve Fransa’da fiyatlar bizimkinden çok daha yüksek. LMC International’ın verilerine göre 2008 yılında Fransa’da şekerin kilosu 1,91 dolar, Almanya’da 1,58 dolar, Türkiye’de ise 1,53 dolar.</p>
<p>        Özelleştirilecek şeker fabrikalarının ezici çoğunluğun kapatılacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Tam 21 fabrikanın kapatılması bekleniyor. Şeker pancarı üreticilerini temsil etmesi gereken Ziraat Odaları ne yapıyor? Duyan varsa lütfen söylesin.<br />
        Artık özelleştirmelerin Türkiye’nin topsuz tüfeksiz işgali olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi karşı çıkmayanlar yarın çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklar?<br />
       22 Mart 2010’da Burdur’da 55 sivil toplum kuruluşu ve biri hariç bütün partilerin desteklediği bir panel yapıldı. Panel Burdur Sivil Toplum Kuruluşları Konseyince düzenlendi. Ben de katıldım.<br />
Burdur şeker fabrikasının kapatılması halinde kentin tek sanayi kuruluşu da tarihe gömülmüş olacak. Burdur’da kazanan olmayacak. Köylüler, işçiler, kamyoncular herkes kaybedecek.<br />
       Tüketiciler de kaybedeceklerin başında. Pancar şekeri yerine GDO’lu mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker denilen şekerin tüketimi artacak. GDO’nun vereceği ve henüz boyutları tam olarak bilinmeyen zararlar yanında obezitenin artacağı kesin. Amerika’da böyle oldu. Türkiye’yi bu açıdan Amerika’ya benzetecekler. Ülkenin yarısı obez olacak.<br />
      Vatanseverlik sadece yakaya ayyıldızlı rozet asmak değildir. Gereği yapılmalı. Herkesin Burdur’lulardan öğrenecekleri var.  Bu özelleştirme durdurulabilir. Birleşmiş bir halkı kimse yenemez.</p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Özkaya</p>
<p>Ege Üniversitesi<br />
Ziraat Fakültesi<br />
Tarım Ekonomisi Bölümü<br />
Bornova 35100<br />
İzmir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/seker-fabrikalarinin-ozellestirmesi-ve-direnis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarasaların Öcü</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/yarasalarin-ocu</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/yarasalarin-ocu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 20:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Havran]]></category>
		<category><![CDATA[Kaz Dağı]]></category>
		<category><![CDATA[Yarasalar]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin sineği]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin yağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=647</guid>
		<description><![CDATA[   F.Baykurt, 1954 yılında yayınladığı  yapıtında bize,  insanların ve yılanların yaşadıkları çevreye müdahale edildiğinde, köy ortamında ortaya çıkan toplumsal ve fiziksel çatışmayı, yerel dille  anlatır.    Yuva canlılar için önemlidir. Yaşama eyleminin başladığı, gerektiğinde sığınıldığı, üreme işlevinin yerine getirildiği, türün sürekliliğinin &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/yarasalarin-ocu">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   F.Baykurt, 1954 yılında yayınladığı  yapıtında bize,  insanların ve yılanların yaşadıkları çevreye müdahale edildiğinde, köy ortamında ortaya çıkan toplumsal ve fiziksel çatışmayı, yerel dille  anlatır.<br />
   Yuva canlılar için önemlidir. Yaşama eyleminin başladığı, gerektiğinde sığınıldığı, üreme işlevinin yerine getirildiği, türün sürekliliğinin sağlandığı yataktır. Yuva canlı varlıkların var oldukları ilk çevredir.<br />
   İnsanlığın toplumsal deyişlerinde, her dilde,  “yuva bozmak”  olumsuz bir davranış olarak kabul edilir, hatta lanetlenir.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-647"></span><br />
   Balıkesir ilinde, Kaz Dağı ile Madra Dağı arasında kalan vadiye uzanan Havran Ovası, aslında zeytin ağaçlarının yuvasıdır. Bu yörede her yan zeytin bahçeleriyle kaplıdır. İnsanların çoğu karınlarını  zeytincilikle doyurur.  Sofralık zeytini de, zeytinyağı da nitelikte eşsizdir.<br />
   Antik çağlarda, kokulu üzümleriyle Pergamon kraliçelerine  ürün sunan bu bereketli topraklar, Edremit Ovası’yla birlikte  Thebe Ovası olarak da anılırdı.  <br />
   Zeytin ağaçları mayıs sonu haziran başında çiçek açar. Sarı beyaz çiçekler rüzgarla, arılarla, böceklerle, diğer uçucularla  döllenir, meyveye yatar.  İyi rüzgar varsa,  uçan canlılar polenleri ağaçlar arasında iyi taşırsa o yıl ürün bol olur. Aksi, üretimde hüsrandır.</p>
<p>   Büyük bilgin Albert Einstein bile; “Arılar yok olursa insanlık da birkaç yıl içinde yok olur!”, demiyor mu?<br />
   Son yıllarda Havran yöresinde arazilerin sulanması için küçük bir baraj yapılır. Amaç, yaklaşık 3 bin 500 hektar alanı sulamak, aynı zamanda taşkınları önlemektir. 72 milyon TL harcanarak gerçekleştirilen bu yatırım  bölgede sevinçle karşılanır. Üretim artacak, teknik kolaylaşacaktır. Beklenti budur.<br />
   Ancak bir sorun vardır! Barajın yapıldığı, bir yanı kayalık alanda, yarasa yuvaları bulunur.</p>
<p>   Yarasalar büyük mağaralarda barınırlar. Yöre onların doğal yaşama ortamıdır. Belki de yüzbinlerce yıldır orada yaşamaktadırlar. Çevrenin bir parçasıdırlar.<br />
   Yarasa ilginç bir  varlıktır. Uçabilen tek memeli hayvandır. Kanatları deridir. Küçücük gözleriyle de görebilir ama genellikle kanatlarını çırparken çıkardığı yüksek frekanslı seslerin bir cisme çarpıp yansımasıyla çevrelerindeki varlıkları, avları algılar.</p>
<p>   Ses dalgalarına  duyarlıdır. Canlı radar gibidir! İnsan kulağı, frekansı en çok 20 bin olan sesleri duyarken, yarasa  frekansı 200 bin olan sesleri rahatlıkla duyabilir.<br />
   Böceklerle, sineklerle, meyvelerle beslenir. Yuvalarında, baş aşağı durarak  uzun kış uykularına yatar.<br />
   Bilimsel adı Myortis Emerginatus olan Havran’ın yarasaları çevrede insanlardan  saygı görmektedir. Çünkü onlar, kendi beslenmeleri için zeytin çiçeklerine zarar veren sinekleri, tırtılları yemekte, çiçeklerin döllenmesine yardımcı olmaktadır. Bu da çiftçiler için iyi bir şeydir.<br />
   Bu nedenle, Havran barajında su tutulmadan önce, çevre koruma bilincinin yükselmesi, bölge insanlarının ısrarıyla, yuvaları suya gömülecek yarasaları korumak için yetkililer tarafından yapay mağaralar yapılır.<br />
   Gel gör ki, evdeki hesap çarşıya uymaz!<br />
   Baraj suyla dolup, İnboğazı denen yerdeki mağaralar göl altında kalınca, yarasalar ortadan kaybolur. Yuvaları bozulmuştur.<br />
   Sonradan yapılan sığınaklara göç etmeleri, taşınmaları umulur ama sağda solda rastlanan yarasa ölülerinden başka yarasa çevrede görülmez. Yapay mağaralar boştur.<br />
   Yapay yuvalara değil, hala gerçek yuvalarını aramaktadır belki kayıp yarasalar!<br />
   Yörede sesler yükselmeye başlar. “Sayıları 20 bin olarak tahmin edilen yarasa nüfusunun nereye gittiği, ne olduğu sorulur.”</p>
<p>   Bu arada, bölge ekonomisinin can damarı olan zeytin, zeytinyağı üretiminde 2009 yılı bol ürün beklenen bir yıldır. Havalar uygun gitmiş, toprak bol yağış almıştır. Ağaçlar çiçeklerle doludur. Ve çiçekler meyve tutar. Zeytin üreticisi için en önemli tarımsal mücadele, zeytin sineği denen zararlıya karşı yapılan mücadeledir. <br />
   Zeytin tanesini zedeleyen bu sinek, tanelerin yere düşmesine, çürümesine, dolayısıyla zeytinyağı kalitesinin azalmasına, az ürün elde edilmesine yol açar.<br />
   Çiftçi bu zararlıyla değişik yöntemlerle mücadele eder ama, kimilerine göre, aslında bu sinekleri doğal olarak yok eden yarasalardır. Bilim adamlarına göre günde 2 bin-2 bin 500, 100-250 kg sinek yerler. Doğal besin zinciri, doğanın kendi dengesini kurmasında en önemli etkendir.<br />
   İddialara göre, baraj yapımıyla üretim artışı beklenirken tam aksi görülmüş, yarasaların yok olmasıyla ürün kaybı artmıştır. 2009 yılı üretiminin düşük olmasının nedenlerinden biri olarak yarasaların yuvalarının bozulması kabul edilir. <br />
   Biliniyor ki, içinde yaşadağımız doğa binlerce yıllık doğal oluşumun sonucudur.<br />
   Çevreye,  iyi düşünülmeden, iyi araştırılıp değerlendirilmeden, yalnızca ekonomik kaygılarla ve güncel ihtiyaçları karşılama güdüsüyle yapılan müdahaleler hiç beklenmeyen olumsuzluklarla karşılaşılmasına neden olabiliyor.<br />
   Doğanın dengesiyle oynanması yalnız diğer canlıları değil,  insanların varlığını da tehdit ediyor.</p>
<p> </p>
<p>  İnsanlık yalnızca yılanların, yarasaların değil, tüm doğanın öcünden çekinmelidir.</p>
<p>  Bunun tek yolu doğaya ve çevreye saygıdır.</p>
<p> </p>
<p>  ( İmece evi )  <a href="mailto:staskin@gazeteizmirli.com">staskin@gazeteizmirli.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/yarasalarin-ocu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzincan Gerçeği</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/erzincan-gercegi</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/erzincan-gercegi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 11:38:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Madeni]]></category>
		<category><![CDATA[Başsavcı]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[İliç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=630</guid>
		<description><![CDATA[ERZİNCAN Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner fincancı katırlarını iki kez ürküttüğü için iktidarın ve yandaşlarının hedefi olmuştur. Birincisi şudur:     İliç İlçesi’ndeki altın madeni ile ilgili tutumu&#8230; Bu madenin sahibi bir Amerikan şirketidir.  AKP’ye yakın olan bazı kişiler bu şirkete &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/erzincan-gercegi">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ERZİNCAN Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner fincancı katırlarını iki kez ürküttüğü için iktidarın ve yandaşlarının hedefi olmuştur.<br />
Birincisi şudur:</p>
<p> </p>
<p><span id="more-630"></span></p>
<p> </p>
<p>İliç İlçesi’ndeki altın madeni ile ilgili tutumu&#8230;<br />
Bu madenin sahibi bir Amerikan şirketidir. <br />
AKP’ye yakın olan bazı kişiler bu şirkete ortaktır.<br />
İliç Adliyesi’nde bu madenle ilgili bir soruşturma yürütülmektedir.<br />
O sırada ilçeye genç bir savcı atanır.<br />
Başsavcı Cihaner, genç savcıyı maden konusunda dikkatli olması için uyarır.<br />
Ancak kısa zamanda genç savcı etki altına alınır.<br />
Bunu gören Başsavcı devreye girer.<br />
Bunun üzerine Adalet Bakanlığı olaya el koyar ve dosyayı Başsavcı’dan ister.  Cihaner dosyayı hızla tamamlayarak bakanlığa gönderir.<br />
Dosya Amerikan şirketini ve ortaklarını çok rahatsız eder.</p>
<p>* * *<br />
İkinci olay da Başsavcı Cihaner’in İsmailağa cemaati ile ilgili başlattığı soruşturmadır.<br />
Bu soruşturma yine Ankara’yı rahatsız etmiş, o sırada başbakan yardımcısı olan Cemil Çiçek’in Başsavcı’yı telefonla uyardığı basına da yansımıştır.</p>
<p>Çiçek’ten sonra bakanlık da savcıya soruşturmayı durdurması için baskı yapmıştır.   <br />
Kendisine yapılan uyarıları dinlemeyen Başsavcı’nın İsmailağa cemaati konusundaki soruşturma gerekçesi ‘okul öncesi çocuklara yasadışı dini eğitim vermek, para toplamak için suç örgütü oluşturmak’tır.<br />
Soruşturma sürerken İsmailağa cemaati hakkında imzasız bir ihbar mektubu ortaya çıkar.<br />
Mektupta İsmailağa cemaatinin silah ve şiddet kullandığı iddia edilir.<br />
Bunun üzerine Erzurum özel yetkili Başsavcısı Osman Şanal, Erzincan’daki cemaat soruşturmasına kendi yetki alanına girdiği gerekçesiyle el koyar.<br />
Bu gelişme üzerine şüpheli cemaat üyeleri bayram ederler.<br />
Bu sırada ikinci imzasız ihbar mektubu gelir.<br />
Bu mektupta, Başsavcı Cihaner’in üniversiteli genç kızlar ve Rus hayat kadınlarıyla ilişkiye girdiği, Yargıtay’da iş takip ettiği, lojmanların bahçesine kameriye yaptırarak çevreyi kötüleştirdiği iddia edilir.<br />
Bu iddialar nedeniyle Adalet Bakanlığı soruşturma açar.</p>
<p>* * *<br />
Soruşturma üzerine Başsavcı hakkında dava açılır.<br />
Daha sonra Başsavcı’nın makamı ve evi basılır ve saatlerce arama yapılır.<br />
Başsavcı gözaltına alınarak Erzurum’a götürülür.<br />
Daha önce yazılmış senaryo sahneye konur ve savcı saatlerce sorgulanır.<br />
Sabaha karşı tutuklanma istemiyle mahkemeye gönderilir ve tutuklanarak cezaevine kapatılır.<br />
İddia edilen suç, Ergenekon terör örgütüne üye olmak, resmi evrakta sahtecilik, iftira ve tehdit&#8230;<br />
Oysa yasalara göre birinci sınıf yargıçların Yargıtay’da yargılanmaları gerekir. <br />
Ama Erzurum yetkili başsavcısı bu yasayı dikkate almayarak görev ve yetki aşımında bulunur ve Cihaner’i tutuklatır.<br />
İşin en dramatik yanı da şu:<br />
Cihaner genç bir savcıyken, herkesin ödünün koptuğu bir dönemde Şırnak’ta, Türkiye’de ilk kez faili meçhul cinayetlerin ve JİTEM’in üzerine gidiyor.<br />
Bugün ise Ergenekon terör örgütüne üye olmak suçundan cezaevine kapatılıyor.<br />
İktidar ve yandaşlarının anlattığı bütün masallar kafanızı karıştırmasın, olay özetle böyledir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/erzincan-gercegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özelleştirmelerde Çin Savaş Sanatı Kullanılıyor</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/ozellestirmelerde-cin-savas-sanati-kullaniliyor</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/ozellestirmelerde-cin-savas-sanati-kullaniliyor#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 15:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[4-C]]></category>
		<category><![CDATA[Özelleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=614</guid>
		<description><![CDATA[Savaş hilesinin adı:İmparatoru yanıltmak ve denizi aşmak Özü: Amacı gizlemek, rotayı saptırmak (Sharro Von Senger, Savaş Hileleri, 1996,s.36)      Özelleştirilecek kamu kuruluşunun birçok işletmesine bir süre yatırım ve yenileme yapılmıyor. Böylece kuruluşun ürün veya hizmetlerinde sorunlar belirmeye başlıyor.Halk şikâyet ediyor.Birçoğu &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/ozellestirmelerde-cin-savas-sanati-kullaniliyor">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaş hilesinin adı:İmparatoru yanıltmak ve denizi aşmak</p>
<p>Özü: Amacı gizlemek, rotayı saptırmak (Sharro Von Senger, Savaş Hileleri, 1996,s.36)<br />
     Özelleştirilecek kamu kuruluşunun birçok işletmesine bir süre yatırım ve yenileme yapılmıyor. Böylece kuruluşun ürün veya hizmetlerinde sorunlar belirmeye başlıyor.Halk şikâyet ediyor.Birçoğu “özelleştirilse daha iyi olur” demeye başlıyor.</p>
<p><span id="more-614"></span></p>
<p>Ancak bazı işletmelerine hiç özelleşmeyecekmiş gibi yatırımlar yapılabiliyor. Bunlar da satın alacak yerli veya yabancı özel sektör kuruluşu için (bazen de yabancı ülkenin kamu kuruluşu için) özelleştirilecek kamu kuruluşunu çekici kılmayı devam ettiriyor.Aslında kuruluş çoğu zaman kapatılmak üzere satın alınıyor. Özelleştirme öncesi bu aşamada halkın olabildiğince büyük bir bölümünün özelleştirmeye ya destek olması ya da kayıtsız kalması sağlanıyor.Yani Çin savaş sanatının diliyle “imparator yanıltılıyor”<br />
    Özelleştirilecek kamu kuruluşunun işçilerinin muhalefet etmesinin de önlenmesi gerekiyor. Bunun için 4-C çok uygun. İşçiler işlerini kaybetmeyecekleri düşüncesi ile gevşiyorlar. Birbirleri ile dayanışma yapmak istemiyorlar diyecektik ki birden bu savaş sanatı bir yerinden Tekel işçileri tarafından kırıldı.Tekel işçilerinin işi vardı. Tekel özelleştirildi.Onlara söz verildi. Yaprak tütün işletmelerine alındılar. O zaman yeterince mücadele etmediler.Özelleştirme sırasında direnen işçiler bugünküne göre bir avuçtu. Tekel’in altı fabrikasından beşi özelleştirme sonrası kapatıldı.Özelleştirmeyi kazanan BAT şirketinin Tire’deki fabrikasını kapatarak makinelerini Tekel’in Samsun Ballıca fabrikasına taşıyacağını öğrendik. Sonuç olarak Tekel’in özelleştirilmesi altı sigara fabrikasının kapatılması ile sonuçlanmış oluyor.Tekel tekrar devletleştirilmelidir. Daha doğrusu kamulaştırılmalıdır. Tekel işçilerini tapu dairelerine vb. yerlere göndermek çözüm değildir. Tekel işçilerinin yeri sigara fabrikalarıdır. Tekelde çalışanın yönetime katılımı sağlanmalıdır.Tütün ve sigara üretimi ve pazarlaması tüm Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda planlanmalıdır.Tekel işçileri uygulanan Çin savaş sanatını anladılar.Kimlikler üzerinden bölme Tekel işçilerinde sökmedi.Başörtülüsü, başı özgür olanı, Türk’ü, Kürt’ü hepsi aynı safta olduğunu anladı.</p>
<p><strong>Prof.Dr. Tayfun Özkaya</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/ozellestirmelerde-cin-savas-sanati-kullaniliyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAŞAM AŞKLA SÜRMELİDİR</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/yasam-askla-surmelidir</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/yasam-askla-surmelidir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 18:11:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kampanyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allianoi]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Havran]]></category>
		<category><![CDATA[Kaz Dağı]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Yarasalar]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin sineği]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin yağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[     Yirmi binden fazla aşığı öldürüyorlar ve biz bilmiyoruz bile.    Onlar sevgililerine aşk şarkıları söylüyorlar.    Dağarcıkları çok zengin ve çapkın şarkılarla yüklü.      Neşeli, homurtulu, titrek ses tonlarını karıştırarak dişilerine kur yapıyorlar.    Rakip erkeklere de sertçe &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/yasam-askla-surmelidir">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>   Yirmi binden fazla aşığı öldürüyorlar ve biz bilmiyoruz bile.<br />
   Onlar sevgililerine aşk şarkıları söylüyorlar.<br />
   Dağarcıkları çok zengin ve çapkın şarkılarla yüklü.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-568"></span></p>
<p>   Neşeli, homurtulu, titrek ses tonlarını karıştırarak dişilerine kur yapıyorlar.<br />
   Rakip erkeklere de sertçe uyarılarda bulunmuyor da değiller hani. <br />
  Aradaki sert vurgular onlar için!</p>
<p>    Teksas A&amp;M Üniversitesi ile Teksas Üniversitesi&#8217; ndeki bilimciler, insan kulağının duyamayacağı kadar çok yüksek frekanstaki bu şarkılarını kaydederek çözümlediler. Yaklaşık üç yıl sürdü bu çalışmaları. Yüz binlercesini incelediler. Özel ses kayıt cihazları kullanıldı bu iş için.</p>
<p>    Sevgililerine aşk şarkıları söylüyorlardı. Şarkılar belli bir formatta ve belirli bir dizgiye sahiptiler.</p>
<p>    Daha da ilginç olanı aynı bölgedekiler, aynı şarkıları söylüyorlardı.<br />
 <br />
    Dişilerini çekebilmek içindi bu sesler; neşeli, homurtulu ve titrek&#8230;<br />
 <br />
    Dişiler elbette baştan çıkıyorlardı. Hangi can dayanabilirdi ki böylesi aşk çağrılarına? Hem doğa da yasasıyla emretmiyor muydu böyle olmasını?</p>
<p>   Doğumhaneleri de vardı, emzirme odaları da.<br />
 <br />
    Toplumsal dayanışmada başkaca bir canlının onlarla boy ölçüşmesi düşünülemezdi bile.<br />
 <br />
    Anasının memesindeki sütü yetmeyene, bir diğeri süt annelik yapmaya uçuyordu hemen.<br />
Binlerce ve binlerce yıldır bu ekosistemde yaşıyorlardı. Zeytin sineği ile de beslendikleri için, zeytinin bu bölgede var olmasını sağlamışlardı.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-570" title="Aşıklar" src="http://doganin.melektozlari.com/wp-content/uploads/clip_image002.jpg" alt="Aşıklar" width="450" height="259" /><br />
 <br />
    O zeytin ki, üreticinin ekmeği idi, aşı, çaresi idi. Lokman Hekim&#8217; in Adana&#8217; daki Misis Köprüsü&#8217; nden düşürdüğü ölümsüzlük reçetesinden okunabilen tek madde bu zeytin denilen meyvenin yağıydı. Yiyene, içene şifaydı bu zeytin.<br />
 <br />
     Bu zeytin ile büyük bir dayanışma içindeydi yarasalar. Binlerce yıldır birlikte var olmuşlardı.</p>
<p>   Şimdi birlikte yok olacaklardı. Ama işin ironik tarafı, binlerce ve binlerce yıldır yapay olarak sulanmadan yaşayan verimli zeytin ağaçlarının sulanmaları gerekmişti birdenbire! Birileri böyle gerek görmüştü. Zeytinler sulanacaktı!<br />
 <br />
    72 Milyon TL. harcandı ve baraj yapıldı. Artık yarasaların mağaraları; doğum yaptıkları, yavrularını emzirdikleri ve hep birlikte yaşadıkları mağaraları sular altında kalacaktı. Tüm mağaraları ve kendileri; yok olacaklardı, öleceklerdi! Uluslararası anlaşmalara imza atılmış olmasının ve TBMM&#8217; ce çıkarılmış yasaların bir hükmü yoktu. Aşıklar öldürüleceklerdi. Onları, halkın çok güzel yakıştırmasıyla TOKİ konutlarına yerleşmeğe zorluyorlardı. Oysa ısı, nem, ışık, bakteriler hepsi birden bir ekosistemdiler. Kendi doğal mağaralarında öyle yaşıyorlardı.</p>
<p>    O zaman 3 milyonTL. daha harcandı. Yaşadıkları ekolojik mağaralarından, TOKİ mağaralarına tünel açıldı. Çok yoğun çalışmalar sonunda, elektrik getirildi dağın tepesine. Mağaranın içine kablolar döşendi. Işıklar yakıldı. Can dayanmaz gürültüler yapıldı. Aşıklar uzaklaştırıldı yuvalarından. Su tutulur hale getirilmeye çalışılıyordu böylece.<br />
 <br />
    Zavallı köylüler de suyu bekliyorlardı. Sebze, meyve ve zeytin için. Oysa yarasalarla birlikte bu değerler de yok olacaktı. Meydan zeytin böceğine kalacaktı. Doğa böyle istemiyordu amma.</p>
<p> <br />
    Niğde Ulukışla Maden Köyü&#8217; ndeki altın işletmesine, Bergama&#8217; dakine ve diğerlerine çok çok su gerekliydi. Köylünün ihtiyacı içinse bu barajlar ve göletler, nerede sulama kanalları? Programlarda bile yok. Bugün yapıyorum deseniz sulama kanallarını en az beş yıl gerekli. O zamana kadar, ne Allianoi kalır, ne sevgili yarasalar. Altını alan Türkiye&#8217; yi geçmiş olur. Ama gelecek nesillere geçmiş olmaz!<br />
 <br />
   Bu nedenlerle Balıkesir Havran&#8217; da yapılan barajı iyi değerlendirmemiz gerekir. Yaşamdan yana düşünüyorsak, bu yanlışın önüne geçmek üzere, DSİ Genel Müdürlüğü&#8217; ne demokratik tepkimizi bildirmeliyiz; hayır olamaz böyle şey! diyen e-postalarımızı, fakslarımız v.b. yağdırmalıyız.</p>
<p>   Yaşam aşkla sürmelidir!</p>
<p> </p>
<p>Ertuğrul Barka<br />
18.11.2009</p>
<p> </p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-569" title="Aşıklar" src="http://doganin.melektozlari.com/wp-content/uploads/clip_image004.jpg" alt="Aşıklar" width="380" height="286" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/yasam-askla-surmelidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar</title>
		<link>http://doganin.melektozlari.com/genetigi-degistirilmis-organizmalar</link>
		<comments>http://doganin.melektozlari.com/genetigi-degistirilmis-organizmalar#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 15:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Arın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[GDO' lu besinler]]></category>
		<category><![CDATA[GDO' ya Hayır Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Tayfun Özkaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://doganin.melektozlari.com/?p=523</guid>
		<description><![CDATA[GDO ZEHİRLERİ VE ŞEKER FABRİKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ BİRBİRİYLE NASIL İLGİLİ ?   “Ne ilgisi var?” demeyin.  Çok ilgili.     Bir taraftan şeker fabrikaları özelleştiriliyor, diğer yandan Tarım Bakanlığı bir yönetmelikle GDO’lu ürünlerin ithalatına kapıyı ardına kadar açıyor. Biliyorsunuz artık mısırdan şeker &#8230; <a href="http://doganin.melektozlari.com/genetigi-degistirilmis-organizmalar">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GDO ZEHİRLERİ VE ŞEKER FABRİKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ BİRBİRİYLE NASIL İLGİLİ ?<br />
 <br />
“Ne ilgisi var?” demeyin.</p>
<p> Çok ilgili.</p>
<p><span id="more-523"></span></p>
<p>    Bir taraftan şeker fabrikaları özelleştiriliyor, diğer yandan Tarım Bakanlığı bir yönetmelikle GDO’lu ürünlerin ithalatına kapıyı ardına kadar açıyor. Biliyorsunuz artık mısırdan şeker üretilebiliyor.Türkiye’de Amerikan şirketleri bunun için yerleştiler. Mısırın çoğu Amerika’dan ithal ediliyor ve bunlar GDO’lu. Mısır’dan şeker üretmek için, daha doğrusu mısır nişastasını şekere (früktoz şekeri) dönüştürmek için biyoteknoloji ürünü, yani GDO’lu enzimler kullanılmakta. Bunun için yılda dünyada 200 milyon dolarlık enzim satılmakta. (Monthly Rewiev Press yayını Hungry for Profits adlı kitapta sayfa 114) Bu nişasta bazlı şekere İngilizce “High Fructose Corn Syrup” yani “Yüksek Oranlı Früktoz Mısır Şurubu” denmekte. Kısaltması HFCS. Bu Amerikan şirketleri bu ürün için ayrılan kotayı yükseltmek, mümkünse kotayı kaldırmak istiyor.</p>
<p>   Bunun için engel nedir? Engel Türkiye&#8217; de şeker pancarına dayalı şeker üretimidir. Mısır şurubu Amerikan şirketlerine çok kâr bırakıyor. Onun için şeker fabrikalarının özelleşmesi gerekli. Bunları kendileri alarak kontrol etmeseler bile, bu özelleşme sonunda şeker fabrikalarının çoğunun kapanacağı düşünülüyor. Açık tabii mısır şurubu ile kapatılacak.Türkiye mısır ithali için parayı nereden bulacak? Kapanacak olan (çoğu geri kalmış yörelerimizdeki) şeker fabrikalarındaki işçiler işsiz kalınca nerede iş bulacak? Pancar üretemeyecek olan çiftçiler nasıl geçinecek? Bunlardan onlara ne? Küreselleşme zaten bu demek değil mi? Bu arada hem enzimi, hem de mısırı GDO’lu olacak olan bu şekerin sağlık üzerindeki zararları olacak. Ayrıca bu mısırdan üretilen şeker fruktoz olduğu için GDO’suz mısırdan üretilse bile şeker pancarı şekerine göre çok daha sağlığa zararlı olacak. Çünkü vücutta hızlıca yağa dönüştürülüyor. ABD’de kullanılan şekerin yarısı bu mısır şurubudur. Kola, pasta vb. birçok üründen kişi başına 70 kilo şeker almaktalar.Bu yüzden ABD’ de bazı eyaletlerde halkın yarısından çoğu obez oldu. Obez şişman değildir.Aşırı şişmandır.Bunlara bakarsak ABD halkı en yüksek (ortalama olarak tabii) milli gelirle, dünyada en kötü beslenen bir toplumdur. İşin bir de bu yanı var.Ayrıca Monsanto şeker pancarında da GDO’ lu çeşitler üretmek için çalışmalar yapmaktadır. Üretilecek çeşit çoğu durumlarda olduğu gibi yabancı otlara (herbisitlere) dirençli olacak. (<a href="http://www.bio.org/speeches/pubs/er/BiotechGuide.pdf">www.bio.org/speeches/pubs/er/BiotechGuide.pdf</a>) Bunun sonucu da şüphesiz daha çok yabancı ot öldürücü kullanımı olacaktır.Mısır ve pamuk üretiminde Brezilya ve ABD’ de böyle olmuştur.</p>
<p>   Gündemde yer alan GDO’ nun kullanımına izin verilmesi ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesi çiftçimize, işçimize ve tüketicimize zararlıdır.</p>
<p>Bu ise 70 milyon insan demektir.</p>
<p>Tayfun Özkaya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://doganin.melektozlari.com/genetigi-degistirilmis-organizmalar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

