Kışladağ Tehlikeyi Yaşıyor

Altın madeninin yığınlarında oluşan tahribatın ardından havaya aşırı miktarda ‘hidrojen siyanür’ salındığından endişe ediliyor.
Yörede yaşayanlar, havadaki salınımı ‘badem yağı kokusu’ diye tanımlarken, işletmeci TÜPRAG alarm vermeyip çevredeki yerleşimlerin boşaltılmasını sağlamamakla suçlanıyor.

 

Uşak Kışladağ Altın Madeni’nde, siyanür içeren liç yığınlarında oluşan tahribatın havaya çok miktarda “Hidrojen Siyanür” (HCN) salmasından endişe ediliyor.Yığınlardaki delinmelerin ardından yöredeki köylerde baskın bir “badem yağı” kokusu hissedildiğine dikkat çekilirken, bu olgunun Hidrojen Siyanür varlığının işareti olduğu aktarılıyor. Bu olumsuzluğun giderilmesi için pH kontrolünün sağlanması gerektiği vurgulanıyor. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, işletmenin ÇED raporunda yer alan siyanür yönetim planına uyulmadığına dikkat çekiliyor. Rapora göre böyle bir durumda alarm verilmesi ve çevredeki tüm yerleşimilerin boşaltılması gerektiği vurgulanıyor.
Uşak Kışladağ altın madeni, cumartesi gecesi aldığı yağışların ardından geldiği pozizyon itibarıyla endişe yaratmaya devam ediyor. Maden sahasında inceleme yapan ekiplere Yüksek Jeoloji Mühendisi Tahir Öngür, halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa da katıldı.

 

ÖLÜMCÜL…
Tahir Öngür, son sürecin yarattığı riskin halk ve çevre sağlığı açısından kalıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Maden sahasından çevredeki dereye ağır metal yüklü olduğu kesin olan çamurların aktığının belli olduğunu kaydederek, “Bölgede tarımının geleceği de tehlikede. Bölgedeki tüm içme, kullanma ve sulama suları analiz ettirilmeli. Bu işletme tehlikeli ve ölümcül” diyor.
İş makinalarıyla tahribatın giderilmeye çalışıldığını söyleyen Öngür, “Yığınları oluşturan gözeneklerdeki sıvının pH değerinin 9,5’un altına düşmemesi gerekli. Yoksa havaya Hidrojen Siyanür salınır. Geçmişte bu oldu. Belli ki pazar günü de oldu ve yöre insanının aktarımına göre havada yoğun badem yağı kokusu hissedildi. Bu durumun pazartesi günü dahi sürdüğü vurgulanıyor” dedi.
“pH kontrolunu yeniden sağlayabilmek için ne yaptılar bilinmiyor” diyen Öngür, “Bunun sonucunda yörede göğsünün sıkıştığını, kalp atış ritminin bozulduğunu, mide ve bağırsaklarının bozulduğunu hissedenler olduğu aktarılıyor. Bir uyarı ve alarm verilmediği anlaşılıyor. Oysa, işletmenin ÇED Raporu ekindeki siyanür yönetim planında böyle bir durumda çevre köylerde alarm verilip oraların boşaltılmasının sağlanacağı açıkça yazılıydı. Olayla ilgili acil, anlık ve en tehlikeli olasılık buydu” yönünde görüş belirtti. Öngör ikinci önemli riskle ilgili de şunları söyledi: “Söz konusu yağış ve sellenme sonucunda hem bu liç yığınlarından hem de çevredeki her türlü atık yığını, kazı artığının suyla birlikte, batıdaki vadiler boyunca taşındığı anlaşılıyor. Bölgeden çekilen fotoğraflar ve gözlemler bunu gösteriyor.”

 

HARIL HARIL…
Öngör, maden yakınında yer alan dere tabanındaki tüm bitkilerin çamurlu selle ezildiğini, yüksek kesimlere kadar çamurun yayıldığını söyleyerek, “Bunların tümü işletme alanının kuzey kenarından gelmiş. Şimdi orayı harıl harıl onarmaya çalışıyorlar. Burada bir deşarj borusu vardı. Tahrip olmuş ve şimdi üzerini kaya dolgu ile kapatıyorlar” diyor.
Öngür, “Bu sürecin yarattığı risk daha kalıcı, daha belirsiz ve daha yaygın. Bu su ve çamurun çeşitli ağır metallerle yüklü olduğu kesin. Şimdi bu su, işletmenin batısında, yamaç etekleri ve ötesindeki havzada yaşayan ve tarım yapanlar için önemli ve kalıcı bir risk içeriyor. Bu yönde bütün içme, kullanma ve sulama suları analiz ettirilmelidir. İşletmenin açık havada yığın liçi ile siyanürle altın işletme teknolojisi tehlikeli ve ölümcül. Ama, bu işletme bu savrukluk ve zaafları ile bunu daha da bir pekiştiriyor” görüşlerine yer veriyor.

OZAN YAYMAN / İZMİR


Alper Arın tarafından eklenmiş son yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir