Yerküre Bilinci, Su Savaşlarına Karşı

Bir canlı diyelim ki bir insanın, yaşadığı dünyasının genişliğini ve büyüklüğü, duyu organları ile algılayabildiği kadardır. Sesleri dinleyip, havayı koklayıp, rüzgara dokunduğunda, ne kadar az algıya yabancıysa, o kadar büyük bir dünyaya sahip, kainat insanıdır.

İnsanoğlunun, insandan başkasına yaşam şansı tanımadığı bitmeyen tüketme arzusu, doğanın nefesini keser, yeşerecek ağaçların, yağacak yağmurun, karın, dolunun, üreyecek hayvanın, güneşe doğacak çiçeğin zamanını değiştirerek; doğru zaman bu zaman mıydı sorusunu sorduracak kadar mevsimsel döngüyü karıştırır. Bundan daha büyük bir tehlike derinliğinde, sadece gözlerinin görmediği, belki de inlemelerini duymadığı için acılarına duyarsız kaldığı canlıların karanlık dünyasının varlığından habersizdir.

Suyumuz bitiyor. ..

Susuzluk tartışmaları beraberinde, nehirlerin, akarsuların özelleştirilmesi tartışmalarını getirdi. Tıpkı, elektrik kesilmeleri sonrası yaşanan enerji paniğinin nükleer santral tartışmalarını getirdiği gibi.

Dicle, Fırat, Kızılırmak..
Vatan, millet, Sakarya…
Sakarya bizim der, parasını ödedik
:) (*)

Ağaç gölgesinden faydalanmak bedava, şimdilik…

Özelleştirme aşkında son noktaya gelindi. Alınır, satılır bir obje haline getirilen en temel ihtiyaçı sadece zenginler, parası olanlar mı kullanacak? Bu bir yaşam gaspıdır.Özelleştirme yağmayan yağmuru yağdırmaz, kuraklığı çözmez. Tek sorumlunun ‘küresel ısınma’ olmadığı gibi, çözüm de akarsuların özelleştirilmesi değildir. Bu sadece kar mantığına terk edilen suların ve ekosisteminin talanının sistematik ve yasal bir hale getirilmesidir. İyileştirme çabalarına girilmeden, elden çıkarmak sorumluluktan ve sorunlardan kaçınmanın en kolay yoludur.
Suya olan ihtiyaç artıkça, stratejik bir kaynak haline dönüşen suyu, verimli ve planlı kullanmanın karı daha azdır çünkü, aski ise olumlu piyasa hareketi getirir, ötesi olmayan kısa vadeli, küçük çıkar hesaplar için.. Komik olan da biz suyu, ekosisteminde gördüğümüz canlılardan çok daha kısa bir süredir kullanıyoruz…

Karanlıklar çöküyor..

İnsanlar yaşadığı gezegene egemen olma hırsı içinde, yaşam dünyalarını kendi yararları(!) doğrultusunda değiştirmişlerdir. Ancak hiçbir teknolojik gelişim ya da bu gelişim için harcanan büyük paralar, dengenin bozulduğu, yaşamın her yönde kaybettiği ya da bittiği bir dünyayı kurtarmaya yetmeyeceği gerçeği vardır.

Mavi bitti..

Güneş her sabah bir öncekinden daha çok kaybetmiş bir dünyaya doğuyor.

Yaşamsal düzeyde evrensel sorunların uzun vadedeki sonuçlarını göze almadan, onu değiştiren insanlık bindiği dalı kesmektedir. Dünya, güzelliklerin sonsuza kadar süreceğine inan insanlarla mı dolu?

‘Büyülü dönüşüm’ de, umut her zaman var..

Bilinmezliklerle dolu maviye açılan, o aydınlık ve muhteşem evreni seyre daldığımızda, başlar..

Belki zaman olur da; yorgun gezegenimizi iyileştirebilecek ya da çatışan medeniyetleri uzlaştırabilecek, gönüllü tüketim tiryakiliğinin, enerji açgözlülüğündeki küresel yozlaşma krizini atlatabilecek evrensel bir ruh oluşur.

Bütün bir evrenle olduğu kadar, içinde yaşadığı, tarihinin de bir bölümünü oluşturmakta olduğu, sağlam bir şekilde yerleştiği toprak parçasıyla, uyumlu bir ilişki kurabilecek; yerküre bilinci diliyorum..

Işık ve Sevgiyle..

Halide Kaya

(*) Nereden not aldığımı hatırlamadığım bir alıntıdır :)


Halide Kaya tarafından eklenmiş son yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir